REHBER SİTE
  ARŞİV
 


ETÖ DAVASINDAKİ BELGELERDE ADI GEÇEN TEHLİKELİ İLLER: ADIYAMAN 42. SIRADA




Ergenekon davası sanıklarından eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’da ele geçirilen belgeler arasında, 81 ilin bulunduğu, “İllerin İrticai Tehdit Durumuna Göre Sıralandırması” isimli bir belge de yer aldı. “Gizli” ibareli belgeye göre, İstanbul “irticai tehdit” sıralamasında birinci sırada. İstanbul’u, Ankara ve Diyarbakır takip ediyor.

 

Adıyaman ise İllerin İrticai Tehdit Durumuna Göre Sıralandırması” na göre  42. sırada yer almaktadır.

Bir raporun eki olduğu tahmin edilen ve kim tarafından, hangi tarihte hazırlandığına dair bir bilgi bulunmayan belgeye göre, iller, “ham puan” “sayısal not” “harf grubu” ve “sınıf” gibi ölçütlerle değerlendirilmiş.

Listeye göre, irtica tehdidinin en yoğun olduğu 16 il A kategorinde gösteriliyor. Bu illerin 100 üzerinden puanı ise 85 ve üstünde. B sınıfında 14, C grubunda 12, D grubunda 22, E grubunda 9 ve F grubunda ise 8 il yer alıyor.

İzmir dördüncü

Belgeye göre, iller sınıflara da ayrılmış. Ancak, irtica tehdidinin en yoğun il olduğu kabul edilen İstanbul’a “özel” diye ayrı bir sınıf açılmış. Diğer iller ise 1’den 4’e kadar rakamlarla sınıflara ayrılmış.

Tehdit sıralamasında İstanbul’u Ankara ve Diyarbakır takip ediyor. Listenin dördüncü sırasında İzmir’in bulunması dikkat çekiyor. İzmir’in hemen ardından Konya geliyor. Yine Akdeniz’in en önemli tatil kenti Antalya’nın karnesi “muhafazakâr” olarak bilinen Erzurum ve Kayseri gibi illerden daha kötü. Antalya listede 6. sırada yer alıyor. Listenin en sonunda ise Tunceli yer alıyor.

Not ve puan verilmiş

Belgede, çizelgede yer alan not ve puanların hangi ölçütlere göre verildiği konusunda bilgi bulunmuyor. Belgede ayrıca, ASAF (TMK) ve ASAF (Mevcut) başlıkları altında da illerin karşısında tim, unsur, subay, astsubay, uzman çavuş gibi başlıklar altında çeşitli rakamlar yer alıyor.

 

TAŞ DA DÜŞEBİLİ... AYI DA ÇIKABİLİ... PDF Yazdır E-Posta
 
 Anayasa Mahkemesinin Adalet ve Kalkınma Partisi açılan kapatma davası hakkında karar verildiği gün, milyonlarca insan kararın açıklanmasını bekliyordu. Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan davada, AKP’nin kapatılması ve Cumhurbaşkanı ve Başbakan dahil 70 yönetici hakkında siyaset yasağı konulması istenmişti.

Anayasa Mahkemesi’nden çıkacak karar, partinin kapatılması yönünde olursa Türkiye’de siyasi dengeler altüst olabilirdi, ekonominin nasıl etkileneceğini kimse bilemiyordu. İşte bunun içindir ki, herkes radyoların, televizyonlarının başında heyecanla, başkanın açıklamasını bekliyordu. Anayasa Mahkemesi Başkanı da bu heyecanı bildiği için, kararı yavaş yavaş açıklamaya çalışıyordu. İlk cümlesi de herkesin merakla beklediği sualin cevabıydı:

-AKP’nin kapatılması isteği kabul edilmemiştir.

Bu cevabı duyan pek çok kimse oh çekmiştir. Nitekim TBMM Başkanı dahi oooh… diye beyanda bulunmuştur. Bu olay Türk demokrasisinin ne kadar hassas bir denge üzerinde durduğunun açık bir ifadesidir.

Demokrasi kurallar rejimidir. Bu sebeple sağlam dengeler üzerine oturur. Neyin ne zaman, nasıl biteceği önceden bellidir. Bizdeki kadar hassas bir denge üzerinde oturan başka bir demokrasi mevcut değildir.

Ülkemizde siyasi partiler kapatılsın mı, kapatılmasın mı tartışmaya katılanlar, batı demokrasilerinde de siyasi partilerin kapatılması için misaller olduğunu söyleyip gelmektedirler. Mademki batıda örnekleri vardır, neden bizde de olmasın demişlerdir.

Evet, Batı ülkelerinde de siyasi partiler kapatılabilir. Ancak oradaki kurallarla, bizdeki uygulamaları karşılaştırdığımız zaman, aradaki fark ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de, bazı kimselere siyaset yapma yasağı verilmesine dair kurallar vardır. Böyle bir yasağın örneğine başka demokrasilerde pek rastlanmaz.

Türkiye’de böyle yasaklamalar olup olmaması konusu tartışılırken, sadece faşist İtalya’da mevcut uygulamadan başka bir emsal bulamamışlardır. Diyebiliriz ki, hiçbir demokratik ülkede, bizdeki kadar parti kapatılması ve bazı kimselere yıllarca siyaset yasağı getirilmesi kolay bir sisteme bağlanmamıştır.

Hatırlardadır ki, Cumhuriyet Başsavcılarının, siyasi partilerin kapatılması istemiyle dava açma hakları vardır. Bu davaların en çok açıldığı ülke Türkiye’dir. Diyebiliriz ki, mahkeme kararıyla parti kapatma rekoru Türkiye’ye aittir.

Ülkemizde parti kapatmaya karar verme yetkisi Anayasa Mahkemesine aittir. 11 üyeden oluşan Anayasa Mahkemesi 7 oyla bir partiyi kapatabilir. Bu karar kesindir. Konunun bu mahkemede her konuşulmasında, hangi üyenin ne yolda oy vereceği hesaplanmakta ve tartışmalar yapılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi üyelerinin hangi konularda, ne yolda karar vereceğine dair kamu oyunda oluşmuş bir kanaat vardır. Bir kamuoyu yoklaması yapılsa, 11 üyeden altı tanesi bir cephede, iki tanesi karşı cephede yer almış gibi bir görüntü olduğu imajının mevcut olduğu sonucu çıkabilir.

Bir siyasi partinin varlığı hakkında karar vermek bir organa verilmişse, ve bu organın yedi üyesi bir partiyi kapatabiliyorsa, siyaset sağlam olmayan bir denge üzerinde duruyor demektedir.

Zaman zaman Türk demokrasisinin durumunu uluslar arası kuruluşlarda tartışmak zorunda kaldığımızda, şunu açıkça söylemişizdir. Türkiye’deki şartlar başka ülkelerde olsa, orada demokrasiyi yaşatmak mümkün olmaz. Türkiye, mevcut şartlarla dahi demokrasiyi hala ayakta tutabiliyorsa, bu bir mucizedir. Avrupalıların anlayamadığı şey de budur.

Türk milleti öyle bir espriye sahiptir ki, yol soran bir yolcuya yolu tarif ettikten sonra, tembihte bulunmuştur :

-Ama dikkat et...taş da düşebilü...Ayı da çıkabilüü...

Türkiye’de politika yapmak isteyenler de bunu unutmamalıdır :.

-Ayı da çıkabilü...Taş da düşebilü...

Dünya gündemi Başyazarı Cevdet Akçalı'nın yeni makalesi

 






Adıyaman'ın Kahta ilçesi  Bağbaşı  Köyünde  evinin önünde  silahla saldırıya uğrayan vatandaş hayatını kayıp etti.

 

Edindiğimiz bilgiye göre  olay Adıyaman'ın Kahta  ilçesine bağlı Bağbaşı köyünde H.Yusuf E.(45) adlı vatandaş perşembe günü   akşam  saat 20:00 sıralarında  evinin önünde     kimliği  belirlenmeyen bir  kişi tarafından saldırıya uğradı. Silah sesini duyan H.Yusuf E.(45) 'in  kardeşi hemen olay yerine geldi.Saldırı  yapan kişin kaçtığını  görünce yakalamak için  ardına verdi.Fakat  olayı  işleyen kişi  gece karanlığından faydalanarak kayıplara karıştı.Yaralı şahıs  hemen Kahta Devlet Hastahanesine getirildi.Devlet hastahanesinde  silahlı saldırıya  uğrayan şahsın  vücuduna 4 kurşun isabet ettiği ve hayatını kayıp ettiği belirtildi.

Ölen şahsın ailesi  ve  akrabaları ölüm haberini duyunca Kahta Devlet Hastahanesi önünde  feryatlar koptu.Ölen kişi devlet hastahanesi morguna  götürüldü.Ailesi  cenazeyi almak için hastahane  önünde  beklemektedir.Hastahane  önünde   ve  dışında   güvenlik güçleri  tarafından geniş çaplı güvenlik önelemleri aldı.

Jandarmanın olayı yapan kişiyi yakalamak için geniş çaplı arama yaptığı  belirtildi...

 

Haber:İsmail Kaya-Kahtahaber  08/05/2009


YİNE AYDIN DOĞAN YİNE SAHTECİLİK VE KAÇAKÇILIK




Savcılığa gönderilen raporda, grubun kağıt kaçakçılığı yaptığına ilişkin görüşün değişmediği, hatta güçlendiği belirtildi.Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK), Doğan Grubu’nun kağıt kaçakçılığı konusunda savcılığa sunduğu 60 klasörlük ek belgelerle ilgili incelemesini tamamlayarak, raporunu savcılığa gönderdi. Raporda, SPK’nın ek belgeler üzerinde yaptığı incelemeler sonucunda da grubun kağıt kaçakçılığı yaptığı yönündeki görüşünün değişmediği, hatta belgelerin kağıt kaçakçılığı konusunda bulguları güçlendirdiği vurgulandı. Sermaye Piyasası Kurulu’nun raporunun ardından, savcılığın grup yöneticileri hakkında kağıt kaçakçılığından dava açması bekleniyor.

GECE GÜNDÜZ İNCELENDİ

SPK, Doğan Grubu’nun yurtdışında bulunan paravan şirketler aracılığı ile piyasa fiyatının üzerinden kağıt alarak küçük yatırımcılara zarara uğrattığı gerekçesiyle, ekim ayı ortasında Doğan Grubu yöneticileri hakkında Üsküdar Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu. Savcılığın, suç duyurusu üzerine başlattığı soruşturma sırasında, savcılığa yaklaşık 3 bin sayfadan oluşan 60 klasörlük ek belge sunmuştu. Savcılık da, belgeleri incelemesi için SPK’ya gönderdi. Çoğunluğu İngilizce olan metinlerin çözülerek yeniden incelenmesi uzun zaman aldığı için, kağıt kaçakçılığı nedeniyle yaklaşık 6.5 aydır dava açılamamıştı.SPK uzmanlarının, tam 60 klasörlük ek belgelerle ilgili yaptığı incelemeyi gece gündüz çalışarak geçtiğimiz hafta tamamladığı belirtildi. Belgelerle ilgili hazırlanan raporda, hafta başında SPK Başkanı Vedat Akgiray tarafından onaylanarak, Üsküdar Savcılığı’na gönderildi.

SPK’NIN GÖRÜŞÜ DEĞİŞMEDİ

Üsküdar Savcılığı’na gönderilen ek belgelerle ilgili SPK raporunda, Doğan Grubu’nun paravan şirketler üzerinden piyasa fiyatının üzerinde kağıt ithal ettiğine ilişkin görüşünün değişmediği vurgulandı. Ayrıca raporda, savcılığa grup tarafından sunulan ek belgelerin, fahiş fiyattan kağıt alındığına ilişkin bulguları güçlendirdiği kaydedildi. Raporun ardından, savcılığın grup yöneticileri hakkında kağıt kaçakçılığından dava açması bekleniyor.

Ziyaret bile işe yaramadı değerlendirmesi

SPK Başkanı Vedat Akgiray’ın atanmasının ardından grup yöneticileri Mehmet Ali Yalçındağ ve Soner Gedik, SPK Başkanı Akgiray’ı ziyaret ederek, grupla ilgili yürütülen soruşturmalar konusunda görüşlerini aktarmışlardı. Bu görüşmenin ardından, SPK’nın ek belgeler üzerindeki incelemesinin askıya alınacağı öne sürülmüştü.Ancak, görüşmenin ardından incelemenin kısa sürede sonuçlandırılması, kulislerde ‘ziyaret de işe yaramadı’ şeklinde değerlendirildi. 

Etiketler: aydın doğan spk kaçakçılık vedat akgiray sermaye piyasası kurulu

Star  Hüseyin Özay'ın haberi


DAHA ÖNCE DE AYDIN DOĞAN VE GRUBU İÇİN DAVA AÇILMIŞTI


AYDIN DOĞAN'A SAHTECİLİK DAVASI!

 
Gelir İdaresi Başkanlığı'nın yaptığı suç duyurusu üzerine Aydın Doğan, Ertuğrul Özkök ve Mehmet Ali Yalçındağ'ın da aralarında bulunduğu 8 Doğan Grubu üst düzey yöneticisine “sahtecilik” ve “hilekarlık” davası açıldı.

19 Mart 2009 Perşembe 11:29

KORKU SİYASETİ İSRAİL İ KEMİRİYOR    
1990’larda Almanya’da yaşarken başkent unvanının Bonn’dan alınıp, suç mahalli olan Berlin’e geri verilmesi, Holokost’un nasıl anılacağına dair ıstıraplı tartışmalara yol açmıştı. Almanlar, imkânsızlığının farkında olsalar da, ‘Schlussstrich’ (Hitler’e sünger çekmek) için yanıp tutuşuyordu.
The New York Times
Roger Cohen, 20 Nisan 2009


ImageBerlin’de büyük bir Holokost anıtı dikildi, fakat ancak yazar Martin Walser açıklamalarıyla infial yarattıktan sonra; Walser, ‘utancımızın sürekli olarak sunulmasına’ ve Auschwitz’in ‘ahlaki bir sopa’ olarak kullanılmasına karşı ağzına geleni söylemişti. Nazilerin toplu katliam defterini kapatmak elbette imkânsız. Bu, suçun miras bırakılması değil, miras kalan sorumluluğun devamı meselesi. Almanlar o sorumluluk sayesinde dünyanın en başarılı demokrasilerinden birini kurdular, küllerden bir mucize yarattılar.

Bölgenin en dinamik toplumu

Almanya’nın aynasına yansıyan ülke İsrail, suçtan doğmuş bir başka canlı demokrasi, fakat onun Almanya’dan farkı barış içinde birlikte yaşamayı gerçekleştirememiş olması. İsrail de, imha hayaletinin ısrarla gezindiği bir geçmişe sünger çekmeyi çok istiyor. Siyasetbilimci Şlomo Avineri’nin yazdığı gibi, İsrail’in Yahudi halkını sürgünden kurtarmakla kalmayıp, ‘Yahudilerin ruhundan sürgün mevzusunu söküp atacağı’ düşünülüyordu. Kuruluşunun üzerinden 61 yıl geçti ve İsrail’in bunu başardığı söylenemez. İsrail’de İran, Hamas ve Hizbullah’tan demografiye uzanan varoluşsal tehditler ilelebet gündemde tutuluyor. Başbakan Binyamin Netanyahu (şu an için) Filistin devleti mefhumunu bile desteklemeyi reddediyor.

İran’la ilgili son yazılarıma Amerikan Yahudi Komitesi’nin İsrail/Ortadoğu bürosu direktörü Eran Lehman’dan gelen bir yanıtı okuduğumdan beri bu kemirici İsrail vesvesesi üzerine düşünüyorum. Lerman yazısını 17 yaşındaki ‘savunmasız’ kızı etrafında örmüş; kızının kendisine sık sık, İran’ın imhacı söylemi ve nükleer programı söz konusuyken, ‘kendisinin 25 yaşına ulaşmasını sağlamak için’ ne yaptığını sorduğunu yazıyor.

Lerman’a göre İsrail’in yüz yüze olduğu mesele, ‘basitçe hasmane bir ortamda hayatta kalmanın zorluğu.’Fakat o kadar basit değil.Eski varoluşsal terörle, daimi kurban hissiyatıyla, Holokost korkusuyla ve İsrail’in kurtuluş sağlayacağı söylenen savunmasızlıkla yaşarken İsrailli bir genç gerçekten nasıl korkmasın? Evet, İsrail küçük (Ürdün Nehri’yle Akdeniz arasındaki bütün toprak ABD’nin Maryland eyaletinden biraz daha büyük) ve hasmane bir ortamda. Eski başkan Jimmy Carter’ın ‘Kutsal Topraklar’da Barış Sağlayabiliriz’ adlı kitabında işaret ettiği gibi, bu durum İsrail’i saldırıya açık kılıyor. Fakat Carter, “İsrail, modern, iyi eğitimli ve potansiyel hasımlarının hepsinin toplamından üstün bir askeri güce sahip” diye de yazıyor.

Bundan ibaret de değil. İsrail’in azametli bir nükleer cephaneliği var; Mısır ve Ürdün’le barış yaptı; ABD’nin güvenlik garantisine sahip; duvarlarla, dikenli tellerle, ablukalarla ve yol kontrol noktalarıyla Batı Şeria ve Gazze’deki yaklaşık 4 milyon Filistinli’yi acınası bir çaresizlik adasına hapsetmiş durumda; düşmanları Hizbullah ve Hamas son savaşlarda ancak kendi yıkımlarını önlemelerini zafer diye ilan edebildi.

İsrail bölgedeki en dinamik ve yaratıcı topluma sahip; İran’ın daha geçenlerde Roksana Saberi’ye yaptığı gibi Amerikalı gazetecileri gizli mahkemelerde hapse mahkum etmeyen bir toplum bu; İran’la hiçbir zaman savaşmadı; ve (bütün bu yaygaraya rağmen) İran’ın 3 bin yıldır, askeri çılgınlıkla intiharını hızlandırmak gibi bir merakı olmadığını da biliyor. Lerman bunların bazılarını kızına anlatmıştır. Lerman kızını temin etmeli. Korku temellerin en çürüğüdür.

Yerleşimler tıkanıklığı artırıyor

İran’ın ve ona yalan yanlış atfedilen bıkkınlık verici Nazi yakıştırmalarının çok ötesinde başka bir tehdit söz konusu. Önde gelen Ortadoğu akademisyeni ve yazarı Gary Sick’in geçenlerde bana dediği üzere: “İsrail’e yönelik en büyük tehlike İsrail’dir.”

İsrail politikasının tam kalbini işgal eden şey çelişki ve inkâr. İki devletli çözümden konuşurken (en azından Netanyahu tekrar başbakanlık koltuğuna oturana kadar) İsrail Batı Şeria’daki yerleşim inşaatlarını sürdürüyor ve bu, teorik olarak Filistin’e ayrılmış yüzde 23’lük toprağı atomize ederek bir barış anlaşmasını imkânsızlaştırıyor.

Şu an savunma bakanı olan Ehud Barak’ın 1999’da dediği gibi: “Bu bölgeyi tek bir siyasi varlık olarak elde tutmak yönünde her girişim, mecburen ya demokratik ya da Yahudi olmayan bir devlete varır, zira Filistinliler oy kullanıyorsa bu iki uluslu bir devlettir, oy kullanmıyorlarsa apartheid devletidir...”

Kurban psikolojisi sığınak değil

Bu doğru. Kutsal Topraklar’daki Arapların nüfusu yaklaşık 5.4 milyon ve günün birinde Yahudilerin nüfusunu geçecek. Öyleyse İsrail’in bir Yahudi devleti olarak hayatta kalması için iki devletli çözüm zaruri. 42 yıllık işgalde ve yerleşim inşasında ısrar, tam da Siyonist hayalin temellerini kemiriyor.

Netahyahu İsrail’i tanımış olan Batı Şeria’daki Filistin liderlerinin daha ileri gitmesini ve İsrail’i Yahudi devleti olarak tanımasını istiyor; daha farazi bir Filistin devletini bile kabul etmeden öne sürüyor bu isteği. Bu, işgalin kurumsallaştırdığı İsrail endişesinin işareti. Sünger çekmek korkunun üstesinden gelmektir. Normalliğin sorumluluk yoluyla kazanmasıdır. Bunu tehdit enflasyonuyla, korkuları sürdürmekle veya ne kadar şiddet içeriyor olursa olsun bütün eylemleri savunma olarak gören kurban psikolojisine sığınmakla başarmak mümkün değildir.

  

AMERİKA NIN RUHU İŞKENCEYE TESLİM    
‘Vaktimizi ve enerjimizi geçmişi suçlamakla harcayarak hiçbir şey kazanmayız.” Başkan Obama, selefinin işkenceyi meşrulaştırmak için kullandığı hukuki kararnameleri yayımlamak yönündeki övgüye değer kararının ardından bunları söylüyordu. Siyaset ve medya kurumlarındaki bazı insanlar Obama’nın tutumunu eleştiriyor. Geçmişe değil geleceğe bakmamız gerektiğini söylüyorlar. Dava açılmasın lütfen; soruşturma açılmasın, çok ama çok meşgulüz.
The NewYork Times
Paul Krugman, 29 Nisan 2009


Image Ve bu noktada gerçekten de ciddi zorluklar var: Ekonomik kriz, sağlık hizmetlerinde kriz, çevre krizi.

Ne kadar kötü olursa olsun, son sekiz yılın ihlallerini tekrar deşmek kaldıramayacağımız bir lüks olmaz mı?

Diğer sorunlar engel değil

Hayır olmaz, zira Amerika bir politika koleksiyonundan fazla bir şeydir. Biz ahlaki ideallerin ülkesiyiz, en azından vaktiyle öyleydik. Geçmişte hükümetimiz bu idealleri yüceltmek bakımından bazen nahoş işler de yaptı. Fakat liderlerimiz ulusumuzun savunduğu her şeye daha önce hiç bu kadar doğrudan ihanet etmişti. “Bu hükümet insanlara işkence etmez” diyordu eski Başkan Bush, fakat işkence etti ve cümle âlem bunu biliyor.

Ve ahlak pusulamızı, sadece dünyadaki konumumuz adına değil, bizzat kendi vicdanımız adına geri kazanabilmemizin yegâne yolu, bunun nasıl olduğunu araştırmak ve gerekirse sorumlu olanları yargılamak.Peki ya Bush yönetiminin ihlallerini soruşturmanın bugünün krizleriyle başa çıkma çabalarına sekte vuracağı argümanına ne demeli?

Argüman doğru olsa da (gerçeğin ve adaletin bedeli yüksek olsa da), bu ödememiz gereken bir bedel: Yasalar sadece uygun zamanda uygulansınlar diye konmaz. Peki ülkenin hesap sormakla yüksek bir bedel ödeyeceğine inanmak için gerçek bir sebep var mı?

Sözgelimi, Bush döneminin suçlarını soruşturmak başka yerlere hasredilmesi gereken zamanı ve enerjiyi gerçekten heba eder mi? Somut konuşalım: Kimin enerjisinden ve zamanından söz ediyoruz? Hazine Bakanı Tim Geithner ekonomiyi kurtarma çabalarından geri kalacak falan değil. Bütçe direktörü Peter Orszag sağlık hizmetlerini yenileme çabalarını bir kenara bırakacak değil. Enerji bakanı Steven Chu iklim değişikliğini sınırlama çabalarından imtina edecek değil. Başkanın bile meseleye karışması gerekmiyor ve zaten karışmamalı da. Bütün yapması gereken Adalet Bakanlığı’nın işini yapmasına izin vermek (ki normalde ondan beklenen de bu) ve Kongre’deki soruşturmaların önüne çıkmamak. Sizi bilmem, ama bence Amerika, bir yandan başka işlerle uğraşırken, gerçeği açığa çıkarmaya ve hukuku uygulamaya muktedirdir.

Bush yıllarının ihlallerini deşmenin başkanın politikalarını uygulamak için ihtiyaç duyduğu siyasi konsensüsün altını oyacağını savunuyor da olabilirsiniz (birçokları savunuyor). Peki hangi siyasi konsensüs?

Ne yazık ki siyaset sahnesinde işkencecilerin tarafını tutan hatırı sayılır miktarda insan var hâlâ. Fakat bunlarla, Obama’nın ekonomik krizle başa çıkma çabasına taş koymak için elinden geleni yapanlar aynı insanlar ve sağlık ve iklim değişikliğine dair gayret sergilediğinde de aynı oranda amansız bir muhalefet sergileyecekler. Başkan onların iyi niyetini kaybedemez, fakat hiç iyi niyetli olmadılar ki.

Medya da gerçekle ilgilenmedi

Washington’da işkencecilerle ittifak yapmayan, fakat Bush yıllarında olan bitenleri karıştırmayı çok da istemeyen bir kesim var. Muhtemelen bazıları çirkin bir manzara ortaya çıksın istemiyor; benim tahminim, çatışmadan uzak durmayı tercih eden başkanın bu gruba dahil olduğu yönünde. Fakat çirkinlik zaten ortada duruyor ve yokmuş gibi yapmak onu ortadan kaldırmayacak. Bence Bush yıllarını, göz yumdukları hatırlanmasın diye deşmemeyi isteyenler de eksik değil. Bush yönetimi yetkililerinin işkenceyi bir politika olarak kurumsallaştırdığı, ülkeyi yanlış yönlendirerek savaşa soktuğu ve savaşı meşrulaştıracak ‘itiraflar’ elde etme çabasıyla insanlara işkence ettiği ayan beyan ortada. Ve savaşa giden süreçte siyaset ve medya kurumlarının büyük bölümü gözlerini gerçeklerden kaçırdılar.

Hukuk ülkesi olmanın gereği

Olan bitenler karşısında sesini yükseltmesi gereken, lâkin yükseltmeyen bazı insanlar bugün bütün o dönemi (elbette ülkenin selameti için) unutmamamız gerektiğini söylerken karamsarlığa kapılmamak zor. Üzgünüm, ama ülkenin selameti adına yapmamız gereken hem işkenceyi hem de savaşa yol açan süreci soruşturmak. Bu soruşturmaları gerektiği yerde davalar takip etmelidir - bunun nedeni kindarlık değil, bir hukuk ülkesi olmamızdır. Geleceğimiz adına bunu yapmamız gerek. Zira bu geçmişe değil, geleceğe bakmakla; Amerika’nın ruhunu geri kazanmakla ilgili bir mesele.






Zafer Mutlu’nun davalarını da bakanlık açıklasın!     

Adalet Bakanlığı, dün bir açıklama yaptı.. Açıklama; Doğan Grubu’nun, Deniz Feneri endeksli yayınları ile ilgili.. Bakanlığın açıklamasından öğreniyoruz ki; Doğan Grubu gazetelerinden birisi, hayâli bir Almanya yazısı icat edip, onun Türkiye’nin Adalet Bakanlığı’nda kaybolduğu iddiasında bulunmuş!
Bakanlık da; kibar kibar, “O tarihli bir yazı yok. Öyle bir yazı mevcut değil” diye açıklama yapıyor!
Biri iftira ediyor, diğeri ise yargı önünde hesap soracağına, gayet nazik cevaplarla konuyu geçiştirmeye çalışıyor!
Sadece yargı önünde hesap sormakla da yetinilmemesi gerekir..
Doğan Grubu’nun tüm dosyaları, kamuoyunun önünde açılmalı.. Açılmalı ki; davalar nasıl yürüyor, genel bir değerlendirme yapalım da, ondan sonra Deniz Feneri davasında bir torpil var mı yok mu, daha adil bir şekilde değerlendirelim..
Haydi buyurun, Zafer Mutlu’nun davalarından başlayalım...
Zafer Mutlu, Etibank hortumundan nasıl kurtulmuştur? Dinç Bilgin yargılanırken, Zafer Mutlu, hortumlanan bankanın yönetim kurulu üyesi olduğu halde, iddianameye ismini yazdırtmamayı nasıl başarmıştır?
Hayır bu konuda bakanlığın yorum yapmasını istiyor değilim.
Sadece bir fotoğraf çekip, kamuoyuna açıklasın!
Savcılık soruşturmasında Zafer Mutlu’nun isminin geçip geçmediğini, belgeleri ile açıklasın. Arkasından İddianameye alınıp alınmadığını ortaya koysun..
Sonrasının yorumunu, gazetecilere ve halka bıraksın..
Hemen kısa bir not verelim.. Zafer Mutlu’yu iddianameye almayan savcının kızı, Zafer Mutlu’nun yanında çalışıyor!”
İddianameye alınmayarak mutlu edilen Zafer Bey hakkında açılan davalar da var.. Örneğin İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde, batık banka ile ilgili ana dava olmasa da, yan davalarda sanık beyefendi..
Bakanlık, şu davaları bir açıklasa ya..
Görelim Zafer Bey, kaç senedir yargılanıyor?
Kaç senedir bitirilemedi davası!
(Bankaya 2000 yılında el konulduğuna göre, o dava 9 yıldır sürüyor demektir.)
Zafer Bey’in davalarını görelim ki; Deniz Feneri’nde neler oluyor, birileri kayırılıyor mu, yoksa işler normal süreçte mi yürüyor anlayalım.. Yorum yaparken, daha sıhhatli bir değerlendirme yapabilelim..
Batık bankalar bir yana, Zafer Bey’in bir de Kemerburgaz’daki sözümona okul hikâyesi var!
Onun hakkında da onlarca dava açılmış!
Kimisi Belediye tarafından verilen cezaya açılan dava.. Kimisi belediye tarafından açılmış dava!
Kimisi Eyüp Adliyesi’nde.. Kimisi İstanbul İdare Mahkemesi’nde.. Kimisi ise Danıştay’da.. Onların tarihi süreci de, yine yaklaşık 10 yıl..
Adam gelmiş, devletin yerine el koymuş.. Diyelim 100 metrekarelik bir yere inşaat yapacakken, tutmuş 1000 metrekareyi işgal etmiş! Devlet bu davayı bile, 10 yılda bitiremiyor!
Adalet Bakanlığı; işte bu davayı, bu davaları da önümüze koymalı ki, Deniz Feneri’nde işler gereken hızda ilerliyor mu, ilerlemiyor mu, doğru yorum yapabilelim..
Zafer beyle işi kapatmayalım..
Onun patronu aleyhinde yürütülen soruşturmalardan da örnekler verelim..
Deniz Feneri davasının Almanya’da sonuçlandığı günlerde, Türkiye’de de, SPK tarafından savcılığa bir suç duyurusu yapılmıştı. Aydın Doğan ve üst düzey yöneticilerinden 5 kişi, savcılığa verilmişti.. Bir sorsak, o soruşturma ne oldu:
Niye bekliyor hâlâ?
Veya sorsak, Bakırköy 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan bir vergi kaçağı davası vardır. Aydın Doğan, kızı ve 4 üst düzey yöneticisi sanık idi o davada.. O davada da yetkisizlik kararı verilmişti. Ne oldu o dava acaba?
Veya; 2008 sonunda, Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş. için kesilen 45 trilyonu aşan vergi cezaları için, İstanbul Vergi Mahkemesi’nde dava açmıştı, Hürriyet gazetesinin sahibi olan şirket..
Acaba o dava ne durumda?
Neyi bekliyor acaba?
Ve daha ne bekleyecek, ne kadar bekleyecek?
Öyle ya; Deniz Feneri davasını adım adım takip etmek isteyenler, kendi davalarını da, kamuoyu önünde açıklayıp, takip edilmesini kendilerinden istemeleri gerekir!Bilgileri kendilerinin vermesi gerekir.

Onlar vermiyorlarsa, Adalet Bakanlığı’nın, bu bilgileri kamuoyu ile paylaşması gerekir..
Paylaşması gerekir ki; bilgimiz olsun, bu tür davalarda, kimler ne numaralar çeviriyorlar? Davalar kaç ayda, kaç yılda, hangi aşamaya geliyor!
Haydin bakalım.. Açıklansın bilgiler.. Açıklansın ki, yanlış yorumların önü alınmış olsun!

Etiketler: zafer mutlu dava doğan grubu hürriyet

Vakit   A. İhsan Karahasanoğlu yazısı

 

CUMHUR BAŞKANI ABDULLAH GÜL İLE DTP LİDERİ AHMET TÜRK ÜN GÖRÜŞMESİ



GÜL: TERÖR OLDUĞU SÜRECE DEMOKRASİNİN KÖKLEŞMESİ ZORLAŞIR. BU YÜZDEN TERÖRÜ KESİNLİKLE DIŞLAMAK LAZIM



Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile görüşmesinde, demokrasi standardı yükseldikçe Kürt sorunu dahil tüm sorunların otomatik olarak sorun olmaktan çıkacağını belirtti. Cumhurbaşkanı Gül, ''Terör olduğu sürece demokrasinin kökleşmesi zorlaşır. Bu yüzden terörü kesin bir dille dışlamak lazım'' dedi. Alınan bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Gül, Çankaya Köşkü'nde 1 saat görüştüğü Ahmet Türk'e, demokrasi ve terör konusunda önemli mesajlar verdi. Sorunların çözümünün demokrasiyle mümkün olduğunun altını çizen Gül, şunları söyledi: ''Türkiye'de demokrasi standardı yükseldikçe Kürt sorunu dahil tüm sorunlar otomatik olarak sorun olmaktan çıkar. Hep beraber buna odaklanmamız lazım. Ancak terör olduğu sürece demokrasinin kökleşmesi zorlaşır. Bu yüzden terörü kesinlikle dışlamak lazım. Siz belli bölgenin değil, Türkiye'nin partisisiniz ve Türkiye milletvekilisiniz. TBMM'de sadece bir soruna odaklanmak yerine ülkenin bütün sorunlarıyla ilgilenmeli ve çözümüne katkıda bulunmalısınız. Diyalog zemini oluşturulmasını karşıdan beklemek yerine siz de yaratmalısınız.''

AHMET TÜRK'ÜN AÇIKLAMALARI

Çankaya Köşkü'nde basına kapalı gerçekleşen yaklaşık 1 saatlik görüşmenin ardından gazetecilere açıklama yapan Türk, Anayasa değişikliği, terörle mücadele, dış politika ve Mardin'deki silahlı saldırı konularını ele aldıklarını söyledi.Türk, Anayasa değişikliği konusunda sorunların demokratik yollardan çözümüne ilişkin düşüncelerini aktardığını ifade ederek, ''Yaşadığımız acılar ve sürecin daha demokratik, barışçı sürece evrilmesine ilişkin düşüncelerimi söyledim'' dedi.Cumhurbaşkanı Gül'ün de bu konudaki kendi düşüncelerini aktardığını anlatan Türk, ''Hepimizin umudu Türkiye'nin daha demokratik ve çağdaş bir ülke olması'' diye konuştu.

-MARDİN'DEKİ SİLAHLI SALDIRI-

Bir soru üzerine Mardin'deki silahlı saldırıyı da etraflıca görüştüklerini belirten Türk, şunları kaydetti: ''Aslında basına yansıdığı kadarıyla bir namus cinayeti, töre cinayeti değil. Tamamen bir vahşet. Bölgemizde hiç bir zaman ne bir namus cinayeti ne bir töre cinayeti böyle işlenmemiştir. Bir aileyi tamamen ortadan kaldırmaya yöneliktir. Burada farklı nedenler de var. Köye sahip olma, araziye sahip olma, birlikte yaşamaktan sıkıntı duyulan noktalarda o aileyi tamamen bertaraf etmeye yönelik canice, vahşice bir mantığın ifadesi olarak değerlendirmek lazım. Çözmekte gerçekten zorlanıyoruz.''Türk, Gül ile görüşmesinde Mardin'deki olay bağlamında koruculuk sistemini tartışıp tartışmadıkları yönündeki soruyu da şöyle yanıtladı:''Böyle insanların eline silah verirseniz her şeyden önce kendi çevresini güçlü hale getirmek için karşısındakini ezmeye yönelik bir tavrın içinde olacağını söyledik. Eğer devletin bu silahları olmasaydı, bu koruculara bu silahlar verilmeseydi böyle bir vahşet yaşanmayacaktı. Bu ilk değil. Korucuların daha önce de köyleri basarak insanları etkisizleştirmeye, sömürmeye, bölgede sözünü geçirmeye yönelik, devletin gücünü arkasına alarak kullandığını çok iyi biliyoruz. Koruculuk sisteminin farklı bir dönemi getireceğini, insanları birbirine düşüreceğini, birilerinin devletin gücünü yanında hissederek zulüm edeceğini hep söyledik. Bugün sonuçları da bir yerde ortaya çıkıyor. Siz korucunun eline silah verdiğiniz zaman korucu olmayan köylerde kendini güvence altına almak için silahlanmaya gidecek, bunu doğal görmek lazım. Bunun doğru olmadığını biliyoruz ama oradaki insan öyle hissediyor. Koruculuk sistemi bölgede herkesi silah almaya zorlayan bir sistem olarak önümüze çıkıyor.''

Etiketler: cumhurbaşkanı abdullah gül ahmet türk dtp AA   07/05/2009

 LAV SİLAHINA BORU SÖYLEMİ VE UZMANLARIN AÇIKLAMALARI
  


İstek Vakfı'na ait Poyrazköy'deki arazide çıkarılan Law (Hafif anti-tank silahı) silahlarının etkinliği tartışma konusu oldu. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, cephaneliğin bulunmasının ardından yaptığı açıklamada Law'ların bir kullanımla işlevinin bittiğini söyledi. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise grup toplantısında Law silahlarını 'mermisi olmayan boru' diye nitelendirdi.

Baykal, "Law silahı diye bir şeyler sanki büyük bir askerî tehdit teşkil edecek gibi anlatılıyor." ifadesini kullandı. Ancak uzmanlar Baykal'ın tersini söylüyor. Best Güvenlik Genel Müdürü Cengiz Altıncı, "Law silahı bir borudan ibaret. Ancak mermisini takınca 1. 2. ve 3. derecedeki zırhlı araçları parçalayabilir." dedi.

M72 Law-AP (Eşek Arısı) Sistemi olarak da tanınan silahı Türkiye'de Makina Kimya Enstitüsü orduya ve emniyet teşkilatına üretiyor. Terör örgütleri Law silahını zırhlı araçlara saldırılarda kullanıyor. Cengiz Altıncı, Law'ların ordu ve emniyet teşkilatı dışında satışının yasak olduğunun altını çiziyor. Altıncı, bu tarz silahların tek atımlık olduğundan dolayı mühimmatı saklamak yerine komple silahın saklanıldığına dikkat çekiyor. Türkiye'nin farklı bölgelerinde çıkan fazla sayıdaki Law silahı için ise bir iddia ortaya atıyor: "Ordu ve emniyet dışında yurtdışından kaçak yollardan bu silahlar geliyor. Sadece Law değil, özellikle RPG�7 gibi roketatarlar da Türkiye'ye sokuluyor." Silahın etkili menzilinin 350 metre olduğunu ifade eden Altıncı, bir tankı bile paramparça edebilecek güce sahip olduğunu vurguluyor.

Etiketler: deniz baykal law istek vakıf m72 law-ap

(Zaman)Bayram KAYA'nın haberi    

Bankaların Kredi Kartı Uygulamaları(Mart 2009)


Akdi faiz(%) Gecikme faizi(%) Kart ücreti(TL)

Ziraat 4.30 5.10 10

Halkbank 4.35 5.10 5

Vakıfbank 4.39 4.39 30

TEB 4.39 5.14 40

Akbank 4.39 5.14 35

Şekerbank 4.39 5.14 30

Garanti 4.39 5.14 35

İşbank 4.39 5.09 25

Yapı Kredi 4.39 5.14 35

Fortis 4.39 5.14 35

Citibank 4.39 5.14 35

Turkisbank 3.75 4.88 10-20

ING Bank 4.39 5.14 35

Millennium Bank 4.39 5.14 20

Turkland Bank 4.39 5.14 -

Tekstil 4.39 5.14 35

Finans 4.39 5.14 35

HSBC 4.39 5.14 35

Eurobank Tekfen 4.39 5.14 35

Denizbank 3.96 4.71 35

Anadolu 4.39 5.14 15

Albaraka - 2.40 8.40

Kuveyt Türk - 3.75 10

TürkiyeFinans 4.35 4.35 10

Asya Katılım 4.35 - 0

 

ANKA

 


 

SAHABE MEKANINDA SON KUTLU DOĞUM PROĞRAMI

 Adıyaman’ın Samsat ilçesinde bulunan Safvan Bin Muattal kabrinin bulunduğu alanda binlerce vatandaş bir araya gelip, kutlu doğum haftasının kapanışı için dua yaparak piknik yaptılar. 

           Her yıl kutlu doğum haftası içerisindeki Pazar gününde bu alana gelerek kapanış konuşmasını yapmayı adet edinen vatandaşlar kutlu doğumun ruhuna uygun olarak birlik ve beraberlik içerisinde bir araya gelerek, bir anlamda da baharı karşıladılar.

                Tertiplenen Programa Adıyaman Valisi Ramazan Sodan, Samsat Kaymakamı Ahmet Dilsiz, Adıyaman Belediye Başkanı M. Necip Büyükaslan, Samsat Belediye Başkanı Yusuf Fırat, Adıyaman İl Özel İdare Genel Sekreteri Ahmet Kırılmaz, Eski milletvekilleri Mahmut Göksu ve Ahmet Doğan, il ve ilçelerden kamu kurum ve kuruluş amirleri, İl Genel Meclis üyeleri, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, il ve ilçe müftüleri ile din görevlilerinin yanı sıra yaklaşık 20 bin civarında vatandaş katıldı. 

            Program çerçevesinde SAFVAN-DER Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Sadık Çay, Samsat Belediye Başkanı Yusuf Fırat, Adıyaman Belediye Başkanı M. Necip Büyükaslan, Eski Adıyaman milletvekili Mahmut Göksu ve Adıyaman Valisi Ramazan Sodan birer konuşma yaptılar. 

                 SAFVAN-DER Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Sadık Çay yaptığı konuşmasında 2006 yılında Sahabe Safvan bin Muattal kabrinin tanıtılması amacıyla dernekleştiklerini ve yapacakları çalışmaları planlayarak çalışmalarına başladıklarını söyledi. 

           Çay, “Bu kutsal mekânı insanlar çok fazla bilmiyorlardı. Bunun için bir dizi çalışma yaparak Samsat ve Adıyaman’dan yetkililerle görüşerek kendimize bir çalışma planı yaptık ve bu plan dâhilinde çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Bundan sonra da elimizden gelen çabayı saf edeceğiz” dedi. 

             Samsat Belediye Başkanı Yusuf Fırat ise konuşmasında Sahabe kabrine gelen bütün insanların kendilerinin misafirleri olduğunu belirterek gelenlere teşekkür etti. Başkan Fırat, “Bu yıldan itibaren bizler, Sahabe hazretlerinin tanıtımındaki kararlılığımızı ve burada yapılacak etkinliklerin ve büyük organizasyonların destekçileri ve temeli olacağımızı belirtmek isterim.

              Ayrıca Adıyaman Valisi, Belediye Başkanı, Samsat Kaymakamı ve Müftülük personeli ile diğer emeği geçenlerin tümüne minnettarım. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in kutlu doğumu insanlığa nasıl ışık ve aydınlık olmuşsa, Allah bizimde yolumuzu onunla aydınlatıp nurlandırsın.” dedi. 

            Bu sahabe burada yaşamış ve burada vefat etmiştir. Bu nedenle bu bölge halkının bir anlamda hemşerisi ve akrabası sayılır. Bu sahabenin kabrinin ilimiz sınırlarında olması bizler için bir lütuftur. Bunun kıymetini iyi bilmemi, gereken önemi vermemiz gerekiyor.

            Biz Adıyaman Belediyesi olarak sahabenin tanıtımı için bir kitap yayınladık, organizasyonlara destek vermekteyiz. Bundan sonra da bize düşen her ne görev olursa yapmaya hazırız.” şeklinde konuştu. 

              Eski Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu Sahabe çevre düzenlemesi ile ilgili olarak iki yıldan beri çalışma başlattığını belirterek, bundan sonra da konunun takipçisi olacağını, kendisine her ne görev düşerse hazır olduğunu söyledi.  

            Adıyaman Valisi Ramazan Sodan yaptığı açıklamada Sahabelerin sıradan insanlar olmadığını, Peygamberlerin övgülerini almış insanlar olduğunu söyledi.  Vali Sodan, “Sahabe Safvan Bin Muattal kabrinin ilimizde olması bir zenginliktir. Bu zenginliği ekonomik zenginlik ve sosyal yaşantıya kazandırmanın gayreti içerisinde olacağız.” şeklinde konuştu. 

 Samsat ilçe Müftüsü Abdulrakip Arslan ise Sahabe Safvan bin Muattal’ın İslam tarihinde çok önemli bir yeri olduğunu belirtti. Müftü Aslan, “Peygamber efendimizin sohbetlerinde bulunmuş, Onunla birlikte savaşlara katılmış böylesi değerli bir zatın memleketime gelerek şehit olması bizler için onur ve gurur kaynağıdır.

             İlçe Müftülüğü olarak milli ve manevi değere haiz bu mekânın insanlara tanıtılmasını görev sayıyor, inanç turizmi yoluyla bu manevi zenginliği ekonomik zenginliğimize katkı sağlamayı amaçlıyoruz.” dedi.  Program kapsamında Adıyaman İl Müftülüğü İlahi Grubunun ilahiler seslendirdiler. Son olarak Adıyaman Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Haci Duran Hz. Muhammed’in güvenilirliği konulu bir konferans verdi.  

           Prof. Dr. Duran günümüz ve Peygamber efendimizin hayatından örnekler vererek emniyeti sağlamanın ancak inançla mümkün olabileceğini söyledi.  Duran, “Müslümanların en güvenilir kişiler olarak görülmesi gerekirken ne yazık ki, günümüzde itimat edilmeyen, güvenilmeyen insanlar olarak görülmektedirler. Bu bir tezattır. Bunun düzeltilmesi gerekir. İnsanların İslam ahlakı ile ahlaklaşması, başkasına benzemeye çalışmaması gerekir.” dedi. 

Program Adıyaman İl Müftüsü M. Emin Avcı’nın yapmış olduğu dua ile sona erdi. Avcı yaptığı duada “insanların birlik ve beraberlik içerisinde, barış ve huzur içerisinde hayatlarını sürdürmeleri ve nasıl ki, bu kutsal mekânda bir arada bulunuyorsak, ahirette de bu mübarek zatlara komşu olabilmeyi Allah hepimize nasip etsin. Bizleri bu mübarek zatların şefaatine nail olmayı nasip etsin.” dedi.  

2009 NİSAN 19


  YABANCI KELİMELER YERİNE TÜRKÇEMİZİ KULLANALIM
      Güzel Türkçemizin yok olup gitmemesi adına, dilimize yerleşmeye çalışan hangi yabancı kelimeye karşılık kendi zengin lisanımızdan hangi kelimeleri kullanabileceğimize dair liste aşağıda göreceksiniz. Listeyi hazırlayanları kutluyorum.

Entel dantel görünme adına yabancı kelime kullanma özentisinde olmamak lazım. Kültürümüzden yana komplekse girmek için neden yok. Yabancılar dilimizin zenginliğine hayran kalıyorlar. Bu zenginliğin değerini bilelim ve kulağa oldukça hoş gelen güzel Türkçemizin tınısına kendimizi bırakalım. Ruha ilaç gibi gelen bir dilimiz var. İstanbul Türkçesine dilimizi alıştırmaya gayret edelim.

 

 

Prof. Dr. Osman ÖZSOY / Haber 7
yazaramesaj@gmail.com  
www.osmanozsoy.com.tr

 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI PROĞRAMI




Geçen sene Adıyaman’da kutlu doğum haftası kapanış programı Samsat ilçesinde bulunan Sahabe Safvan bin Muattal türbesinin bulunduğu mevkide gerçekleştirildi. Bu sene yine aynı coşku ile 19 nisan 2009 da proğramın tekrar gerçekleşeceği ifade edildi.

 Sahabe Safvan B. Muaattal Türbesinde 5000'den Fazla İnsan Biraraya Gelmişti.


Hazreti Safvan Bin Muattal  Resullullah (SAV)’ın sahabelerinden. Kendisi Safvan Bin Muattal Essüleymi, Sülem kabilesindendir, El Cezire’nin fethinde yer almıştır. Osman Bin Ebul Asım komutansında El Cezire’ye yönelmiş olan fetih hareketlerinde yer almıştır. Burada şehit olduğu bütün sağlam kaynaklarda, dinimizin güvenilir gördüğü bütün güvenilir kaynaklarda Hazreti Safvan’ın burada şehit olduğu ve burada defnedildiği zikredilmektedir.




 

 









Türk Polis Teşkilatı'nın kuruluşunun 164. yılı etkinlikleri Kahta ilçesinde çeşitli etkinliklerle kutlandı. 




 

Etkinlikler kapsamında Kahta İlçe Emniyet Müdürü Bülent Erkan ve beraberindeki emniyet mensupları şehit polis aileleri, görev malulleri ve emekli polis mensupları ziyaret etti. Daha sonra Kahta Belediye Başkanı Yusuf Turanlıyı makamında ziyaret eden emniyet mensupları, günün anısına Yusuf Turanlıya kırmızı karanfil hediye etti.
Kahta Belediye Başkanı Yusuf Turanlı, Türk Polis teşkilatında bu günün anlam ve öneminin çok büyük olduğunu belirterek, 'Sizler bulunduğunuz yerdeki insanların can ve mal güvenliğini sağlarken büyük tehlikeleri de göze alıyorsunuz. Gününüzü kutlar, bu güveninizi sürdürmenizi dilerim' dedi.
Emniyet Müdürü Bülent Erkan ve beraberindeki emniyet mensupları Girne İlköğretim Okulu'nu ziyaret ederek burada öğrencilerle sohbet ederek, öğrencilere çikolata ikram edildi.
Kahta Emniyet Müdürlüğü tarafından şehit polisler ve hayatını kaybeden Kahta Emniyet Müdürü Yusuf Saygılı için Zeynel Camii’nde mevlit okutuldu.


 

KAHTA BELEDİYE BAŞKANI YUSUF TURANLI GÖREVE BAŞLADI    

Pazar, 05 Nisan 2009
Kahta Belediye Başkanlığı’na seçilen Ak Partili Yusuf Turanlı göreve başladı. Kahta Belediyesinde yapılan devir teslim töreni ile görevine başlayan Yusuf Turanlı, daha sonra belediye binası önünde toplanan kalabalığa hitap etti.

KAHTA BELEDİYE BAŞKANI YUSUF TURANLI:

“KAHTAYA YAPILAN HİZMETLERİ YETERLİ GÖRMEDİK”


Kahta Belediye Başkanlığı’na seçilen Ak Partili Yusuf Turanlı göreve başladı. Kahta Belediyesinde yapılan devir teslim töreni ile görevine başlayan Yusuf Turanlı, daha sonra belediye binası önünde toplanan kalabalığa hitap etti. 29 Mart yerel seçimlerini kazanarak Kahta’nın Belediye Başkanlığı’na seçilen Yusuf Turanlı, halktan kopmadan hiç kimseye“git sonra görüşürüz” demeden 5 yıl kente hizmet edeceklerini söyledi.

    

 

 




ERGENEKON DAVASI :

 Türkiye’de Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ’un genelkurmay başkanlıkları sırasında ortaya çıkan ve bazı ordu komutanı dahil, çeşitli emekli ve muvazzaf subay ile onların sivil işbirlikçileri olduğu iddia edilen, bir çok gazeteci, akdemisyen, yeraltı dünyası ismi ve sivil toplum örgütü liderinin; seçimle işbaşına gelen meclis ve hükûmeti devirecek bir askerî darbe planladıkları gerekçesiyle düzenlenen iddianame sonucu açılan davadır. Davanın çıkış noktası 12 Haziran 2007 Ümraniye'de emekli astsubay Oktay Yıldırım'dan, iki hafta sonra da Eskişehir'de emekli astsubay Fikret Emek'ten ele geçirilen el bombalarının seri numaralarının 2006 Mayıs ayında Cumhuriyet gazetesi binasına atılan el bombalarıyla örtüşmesi olmuştur. Bulunan el bombaları üzerine başlayıp genişleyen soruşturmayı yürüten savcılar şüphelelilerden elde edilen delillerin ülkede kaos ve askeri darbe ortamı yaratmak amacı ile suikastlar düzenleyen, Kemalizm'i kendi amaçları doğrultusunda kullanan -"Milliyet":(25 Temmuz 2008). 5 Şubat 2009 tarihinde erişilmiştir. “Örgütün amaçlarına ulaşabilmesi için "Kemalizmi" kendi çıkarları doğrultusunda kullandıkları, Kemalizmi bir kalkan olarak kullandıkları görülmektedir.”-

"Ergenekon" adında bir terör örgütünü-"İHA" (25 Temmuz 2008). 27 Temmuz 2008 tarihinde erişilmiştir.-işaret ettiğini iddia etmişlerdir. Dava, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde üst rütbeli askerlerin darbe suçundan sivil bir mahkemede yargılandığı ilk dava olması nedeniyle önem taşımaktadır.

Dava hakkında hazırlanan iddianame 25 Temmuz 2008'de kabul edilmiş  - "Ulusal Kanal" (25 Temmuz 2008). 27 Temmuz 2008 tarihinde erişilmiştir.-ve davanın ilk duruşması 20 Ekim 2008 tarihinde Silivri Cezaevi içindeki adliyede yapılmıştır.   

vikipedia dan alıntı.


 

 





        Kahta Sağlık Haksen İlçe Temsilcisi Orhan Polat ve Sendika arkadaşları 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla yayınladıkları mesajda şunları ifade ettiler:
 “14 Mart 1827 tarihinde ilk tıp eğitimi veren kuruluşumuz olan Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire'nin kurulması ve bu tarihin yıldönümü olan 14 Mart 1919 tarihinde işgal altındaki İstanbul'da işgale karşı protesto gösterileri yapan Tıp öğrencilerinin cesur hareketinden dolayı 14 Mart Türkiye'de Tıp Bayramı olarak kutlanmaya başlamıştır.
        Sağlıklı bir hayat, insanların vazgeçemeyeceği temel bir haktır. Bu hakkın vatandaşlarımız tarafından eşit olarak kullanılabilmesi sağlık hizmetlerinin kalitesi ve sağlık alanında ulaşılan düzey günümüzde en önemli çağdaşlık göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Sağlık sistemimizin geliştirilmesi ve daha kaliteli olması öncelikli görevimizdir. Akıl, ruh ve vicdanla çalışarak; insan sağlığına hizmet etmek gibi çok önemli bir görevi ifa eden tıp mensupları çok kutsal bir görevi icra etmektedirler. Bu görev kutsal olmakla beraber çok sıkıntılı bir görevdir. Bundan dolayı çalışanların ödüllendirilmesi beklenen ve takdir edilen bir davranıştır. Ancak ödülendirmede de art niyetin olmaması adil davranılması gerekir. Bundan bir kaç gün önce Çukurova Sağlık Gazetesi Yetkilileri ve Adıyaman ili temsilcilerinin yapmış olduğu çalışma ve değerlendirme toplantısında Adıyaman merkezden Adıyaman Devlet Hastanesi Başhekimi Mehmet İnan ile ilçeler arasından da Kahta Devlet Hastanesi Başhekimi İlyas Öner’i ‘Yılın Başhekimi’ ödülüne layık gördü. Adıyaman 82. Yıl  Hastanesi başhekiminin çalışmalarını görmezden gelen adı geçen gazete yetkili ve temsilcilerini esefle kınıyoruz. Bu gibi olaylarda kamu yetkililerini ve sivil insiyatifi ödüllendirmede adil olmaya çağırıyoruz.
 Başta devletimizin, adil olmayan 'aynı işe farklı maaş uygulamaları ve bunun sonucunda yardımcı sağlık personelini üvey evlatmış gibi ayrımcı tavırlardan' vazgeçmesini istiyoruz. Bütün Tıp çalışanlarını da 1919 tarihinde olduğu gibi, hayatın içinde ve olaylara müdahil olmaya; ihtiyaç halinde bu sene Gazzeye giden Yeryüzü Doktorları gibi insanlığa yardıma şefkat ve merhametle koşmaya davet ediyoruz.      
            Bu duygularla tüm Tıp mensuplarının Tıp Bayramını en içten duygularımızla kutlar, çalışmalarında başarılar dileriz."

  Haksen Temsilciliği Açıldı  

 

HAKSEN Temsilciliği Açıldı

 

Kamu Çalışanları Hak Sendikaları Konfederasyonu (Haksen) Adıyaman İl Temsilciğinin açılışı yapıldı.

 

Haksen Genel Başkanı Ayhan Çivi, 43. il temsilciliğini açtıklarını ve 2009 yılı içersinde 81 ilde örgütlenmenin tamamlanacağını kaydetti. Ayhan Çivi'nin yanı sıra açılışa Eğitim Haksen Genel Başkanı Hanifi Gökçek, Enerji Haksen Genel Başkanı Selahattin Karaca, Sağlık Haksen Genel Sekreteri Selami Polat, AK Parti Adıyaman İl Başkanı Lütfullah Ayhan, ilçe başkanı Zeynal Özbilgin, Haksen Adıyaman İl Temsilcisi Mahmut Babacan, Petrol İş Sendikası Başkanı Hasan Basri Yüzer ve hizmet kollarındaki il temsilcileri ile üyeler katıldı. Açılış kurdelesini Haksen Genel Başkanı Ayhan Civi ve AK Parti İl Başkanı Lütfullah Ayhan birlikte yaptı.

 

Açılış konuşmasını yapan Haksen Adıyaman İl Temsilcisi Mahmut Babacan, 2008 yılının Mayıs Ayından itibaren teşkilatlanma çalışmalarına başladıklarını ve tüm iş kollarında teşkilatlandıklarını belirterek, kurumsal bir yapıya bürünmenin onursal gururunu yaşadıklarını ifade etti.

 

Haksen Genel Başkanı Ayhan Çivi, konfederasyon olarak teşkilatlanmalarının tüm hızı ile sürdüğünü belirterek, "Adıyaman'da büyük bir gayretle 9 iş kolumuzda ve ilçelerimizde temsilciliklerimiz oluşturuldu. Bugün açacağımız temsilcilikle Adıyaman'da bir mevziyi kazanmanın gururunu yaşıyoruz. Arkadaşlarımız bu dönemde emeklerini gösterdiler ve onurlu mücadele ettiler. Sendika olarak ülkemizle ilgili önemli konularda mücadele edeceğiz. Adıyaman'da 43. teşkilatımızı kuruldu. Bu yıl içersinde 81 ilde örgütlenmemizi tamamlayacağız. Hem kamu görevlilerine hem de ülkemize hizmet eden bir sendikayız" dedi. admin

 

 

 

 

 Kamu Çalışanları  Hak Sendikaları Konfederasyonu (HAKSEN) tarafından Kahta ilçemize Sağlık Hak-Sen İlçe Temsilcisi olarak Kahta Toplum Sağlığı Merkezi Laboratuvar’ında görevli Orhan Polat’ı; Eğitim Hak-Sen İlçe Temsilcisi olarak da İ.M.K.B. Fatih Lisesi’nde görev yapan Ömer Er’i tüm sendikal çalışmaları için yetkili kılmıştır.

Kahta İlçe Temsilcisi Orhan Polat ve Ömer Er ortak bir basın açıklaması yaparak şunları kaydettiler:

Ülkemizde Kamu Çalışanlarının sendikal çalışmaları 1980’li yıllarda başlamıştır. Ancak 25 Haziran 2001 yılında yürürlüğe giren 4688 sayılı “Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu”  ile sendikal çalışmaların zemini oluşmuştur. 2001 den bu yana arada geçen 7 yıl süre zarfında sendikalı olarak çalışanlar sayı itibarı ile % 50’dir.  Bu oranı biz sendikaların beklenen etkinliği göstermemiş olmasına bağlıyoruz. Yedi yıldır kamu görevlileri sendikaları ile hükümetler arasında yapılan toplu görüşmeler, memurlar lehine ciddi hiçbir kazanım sağlayamamıştır. Bunun da nedeni sendika yöneticilerinin siyasi kimlik taşımaları ve sendika dışı makamlar ve organlardan emir ve talimat almalarıdır. Masaya oturan sendikalar arasında siyasal ve ideolojik bakış açılarının farklılığından kaybeden, hep biz memurlar olduk. İşte biz eksiklikleri tamamlamak  adına özellikle de herhangi bir siyasi partinin güdümünde olmayan, kamu çalışanlarının kendilerine ait ve sözlerinin geçerli olduğu (egemenlik  üyenindir ilkemiz) demokratik, ideolojik ve siyasal amaçlardan uzak (sendikal etik sözleşmemiz), samimi, evrensel sendikal ilkeleri benimsemiş, hizmeti esas alan, genç kadro ile HAKSEN (Hakkın ve Emeğin Sendikası) olarak ilçemizde tüm gayretimizle çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

İsteklerimizden bazıları:

1-     Grev ve toplu sözleşme hakkını da içeren yasaksız İLO normları

2-     Kamudaki ücret adaletsizliğinin giderilmesi: eşit işe eşit maaş talebimiz

3-     Özlük haklarının iyileştirilmesi

4-     Döner sermaye paylarının tüm personele adil dağıtılması

5-     Gelir vergisi matrahının arttırılması

6-     4/B sağlık personeline nakil hakkı verilmesi

7-     2008 yılı Ekim ayı itibarıyla SGK da yapılan Sosyal Güvenlik Reformu ile daha önce elde ettiğimiz kazanımların geri alınmaması

8-     Bütçeden eğitime ayrılan payın %15’e çıkarılması….. 

 

 

 

 

    

DENGİR MİR MEHMET FIRAT LA RÖPORTAJ

2009-05-03 11: 17  
Dengir Mir Mehmet Fırat'tan çarpıcı açıklamalar.. DTP'yi parti bile saymayan ve "DTP'den 20 tane parti çıkar" diyen Fırat, TRT Şeş için de sert bir uyarı yol  
 
Yazıyı Büyüt..

 


 
Dengir Mir Mehmet Fırat'tan çarpıcı açıklamalar.. DTP'yi parti bile saymayan ve "DTP'den 20 tane parti çıkar" diyen Fırat, TRT Şeş için de sert bir uyarı yolladı.
Dengir Mir Mehmet Fırat dendiğinde, akla bir Kemal Kılıçdaroğlu geliyor, bir de dört kelimeden oluşan adının sıralanması. Tabii AKP’nin Kürt meselesindeki iki ağır topundan biri olduğu ya da “Şeyh Sait’in torunu” olduğu iddiası.

Yani neresinden bakarsanız bakın kendisine sorulacak yığınla soru vardı. Mesela Rojin’in TRT Şeş’ten istifası ya da AKP’nin 29 Mart seçimlerinde Güneydoğu’da kaybettiği oyların nedeni gibi... Tabii bir de istifası sonrasında Abdülkadir Aksu’nun göreve getirilmesi ile “AKP artık Kürt meselesinde daha devletçi bir çizgi izleyecek” yorumları... Tüm bunların yanı sıra kendisinin ve ailesinin hikayesi de merak uyandırıcıydı. Zira mensubu olduğu ailenin, 15. asra dek izleri sürülebilen bir Kürt ailesi olduğu söyleniyordu. Üstelik modern de biri Dengir Mir Mehmet Fırat. Mesela içki içiyor muydu? Ama herkesin merak ettiği sorunun yanıtını buradan vermek isterim: “Hayır, Kılıçdaroğlu ile düelloya çıktığım için pişman değilim” diyor.

İnsan 20 yaşında solcu 40’ından sonra akıllı olur

Dengir Mir Mehmet Fırat. Sıralama doğru mu?
Doğru. Anadolu’da göbek adı dediğimiz ikinci ad vardır. Bu da genellikle aile büyüklerinin adlarıdır. Çevremin de kullandığı, asıl adım Dengir. Mir Mehmet, 16. dedemin adı. Meclise gelene kadar kullanmazdım. Meclis tutanaklarına ismimin tam yazılması ile Dengir Mir Mehmet söylenmeye başlandı.

Ailenizin soyağacında 16 kuşak geriye gidilebiliyor mu? Çünkü, genelde 3 ya da 4 kuşakla sınırlıdır bu. Bir tek Mevlana’da 17 kuşak gidilir...
17’yi de biliyorum. Onun adı da Mir Mahmut’tu. Anadolu’nun köklü bir ailesiyiz. Osmanlı arşivlerinde 15. asra kadar izimizi sürebilirsiniz. En büyük aşiretlerden biri olan Rışvan aşiretinin reisiydi dedem. Milli Mücadele’ye katılmıştır. Atatürk Sivas Kongresi’ni toplayınca, dedem Hacı Bedri Ağa, Atatürk’e tel çeker ve kendisini desteklediğini bildirir. Atatürk’ün ricasıyla da kendi birlikleriyle Gaziantep muharebesine katılır. Orada Fransız şarapneliyle ağır yaralanır. 1920’de 1. Meclis kurulduğunda da Malatya milletvekili olur. Bu ikinci dönem de devam eder. Üçüncü dönemde ise Kars milletvekili olur, bunun da ayrı bir hikayesi vardır. Yani 1928’de vefat edene dek milletvekilidir.

Nedir, dedenizin Kars milletvekili oluşunun hikayesi?
Meclis’in üçüncü döneminde milletvekili olabilme koşullarına okuma yazma getirilir. Dedem okur-yazar değildir. İsmet Paşa da bunun üzerine adını listeye koymaz. Ama Atatürk listede adını göremeyince sorar; “Hacı Bey nerede?” diye. O da açıklar. Bunun üzerine Atatürk latife eder ve “Okur yazar olmayan milletvekili olamaz, Hacı Bedri Ağa hariç deyin” der. Dedem de bunun üzerine hiç gitmediği Kars’tan milletvekili olur. İstiklal Harbi’ne fiilen katıldığı için de, İstiklal Madalyası verilir. 1925’te de Adıyaman’dan Mersin’e yerleşti.

Yani dedeniz sürülmedi?
Hayır, gönüllü yer değiştirdi. Ama diğer akrabalarım üç kez sürgüne uğradı; 1925, 1937 ve 1960’da.

Bu durumda ailenizdeki Atatürk algısını merak ettim...
İskan, modern hukukta yeri olmayan bir kavram. Ama Türkiye’nin o zamanki şartları nedeniyle bu üç kez uygulandı. Yeniden bir ülke oluşuyor. Bu oluşurken de köklü değişiklikler oluyor. Padişahlıktan, ümmetlikten vatandaşlığa, Cumhuriyet’e geçiş yapıyorsunuz. Bu o kadar kolay bir şey değil.

Dedeniz gibi siz de aşiret ağası mısınız?
“Aşiret ağası” değil, “Beyi” denir. Hayır, “Bey” değilim. Çünkü aşiret düzeni bozuldu. Aşiret bir devlet yapısıdır. Otorite vardır. Kurulları vardır. Şu an böyle bir şey yok. Dedem ve onun babası öyleydi.

Dedeniz gibi “Bey” değilsiniz ama onun gibi siyasetçisiniz...
Alt kademeden yetiştim. Bir eve gidebilmek için yürüdüğüm çok olmuştur. 27 yaşında da, yaşımı büyüterek milletvekili adayı oldum; AP’den. Sonra Doğru Yol çizgisine geldim. Ailem DP çizgisindeydi...

Neden sol görüşe yakınlık duymadınız? Sol “halkların kardeşliği” der.
Öğrenciliğime bakarsak, sol görüşe yakın durmadığım söylenemez. İnsan 20 yaşında solcu olmazsa vicdanı yok demektir. Ama 40 yaşından sonra da akıllı olmak mecburiyetindesiniz. Öğrenci yıllarında mesuliyetiniz yoktur, baba para gönderir, siz de dünyayı kurtarmaya çalışırsınız.

Kardeşlerim yanımda sigara içmez bacak bacak üstüne atmaz

Beş kardeşsiniz. Siyasetçi olduğunuz için ayrı bir pozisyonunuz var mı?

Hayır. Kültürümüzde aile büyüğüne saygı vardır. Ama hakikaten bir saygı! Mesela kardeşlerim yanımda sigara içmez, oysa hepsi elli yaşlarında. Ayak ayak üstüne de atmazlar. Benden küçüğüne de onun küçüğü aynı saygıyı gösterir. Bunlar da siyasetçi olmamla değil abi olmamla ilgilidir.

Aksini yapan olursa kızar mısınız?

Kardeşlerim yönünden olursa, belki kızarım. Ona göstermesem de içimde burukluk oluşur.

Bacak bacak üstüne attığım için bana kızıyor musunuz?
Yok, hayır! Burada kendi ailemden bahsediyorum, siz benim ailemde yetişmemişsiniz. Örf ve adetimi bilmiyorsunuz. Ben özgürce yaşamdan yanayım. İnsanlar nasıl biliyorsa öyle yaşamalı. Sınırlama olmamalı.

Nasıl bir ortamda büyüdünüz?

Saygın ve muhafazakar bir ailede... Liseyi bitirene kadar öyle çok özgür, dilediğince yaşayan biri değildim. Ne zaman üniversiteye geldik... O zaman tabi baskılar falan insanın üzerinden kalkıyor.

Eşiniz Alman, evlenirken bir sorun yaşadınız mı?
Hayır. Neden yaşayayım? Benim muhafazakarlıktan kastım insanların evliliğine karışan bir yapı değil. Eşimle gençken Berlin’de tanıştık ve sonra evlendik. İki kızım var.

MECBUR KALIRSAM İÇERİM

Röportaj için araştırma yaparken farklı kişilerden “Dengir Bey, şaraptan çok iyi anlar” sözünü duyunca ben de kendisine bunu sordum. Ama gördüm ki bu bir şehir efsanesiymiş. Çünkü “Şarabı hiç sevmem” dedi ve ekledi; “Mayalanmış içki içemem.
Çok içen biri de değilim.
İçki bana neşe vermiyor. Mesela içtiğimde, o gece uyuyamam. Çok mecbur olmazsam da içmem.”

Öyle insanlar program yapıyor ki, hayret ettim!

Genelkurmay Başkanı’nın “Türkiye halkı” sözünü nasıl yorumluyorsunuz ve neden bir açıklama ihtiyacı duydu?
Belki de yanlış tefsir edildi. Ondan ötürü olabilir. Aslında kendisi bir şey söylemedi, Atatürk’ün bir söylemini dile getirdi. Bundan çekinecek bir şey yok. Realiteleri görmeden ülkeyi yönetemezsiniz, ülkeyi, insanını anlayamazsınız? O zaman huzursuzluk, çatışma ortamı doğar.

Bu sözüne açıklama getirdi. Sözünü geri mi aldı sizce?
Hayır almadı. Orada şöyle bir şey var: Bazı köşe yazarlarımız o sözü dilediklerince tefsir ediyorlar. Belki Genelkurmay Başkanı’nın çerçevesini çizdiği anlamın dışına taşırdırlar. Belki onun için bir düzeltme ihtiyacı duydu.

Siz nasıl algıladınız; Türk milleti mi, Türkiyelilik mi, Türkiye halkı mı?
Türkiye halkı.

Rojin’in yerine gelen kişi boşluğunu doldurabilecek mi?
TRT Şeş önemli bir adım. Ama Kürt sorununun bununla çözülmesini beklemek sorunu hafifsemek değil mi? Ciddi olaylarla yüzleşmek gerekmez mi?
Yüzleşeceğimiz çok şey var. Kürtçe öğrenme sebebim gibi. Bizim evde Kürtçe konuşulmazdı, ailem beni öyle yetiştirmedi. Mersin’de de etrafımızda Türkçe konuşulurdu. Ama birine ayrı bir kimlik giydirmeye başladığınızda reaksiyon alırsınız. Farklılıkları yok farz ederek, yasaklayarak bir yere varamazsınız. “Dil bir özgürlüktür”, diyorlar! Hayır değildir. Dil, insanın ayrılmaz parçasıdır. Diliniz yoksa insan değilsiniz. Havyan özgürlük isteyebilir mi! Kimliğidir insanı insan yapan.

TRT Şeş’te alt yazı olsa... Ben de izlemek istiyorum.
O zaman Kürtçe öğrenirsiniz.

Bir Kürt ve Türk iki kadınının, sabahları yan yana TRT Şeş seyretmesi birlikte yaşama adına güzel bir formül değil mi?

TRT Şeş’in hitap ettiği bir kesim var. O kesime alt yazı yazmanıza gerek yok, onlar anlıyor zaten.

Ben de izleyebilmek isterdim.
Konuşulanların çoğunu anlarsınız. Çünkü dörtte üçü Türkçe!

Neden, program yapanlar Kürtçe bilmiyor mu?
Bilmiyor. Öylesine insanlar getirilmiş ki, hayret ettim! Mesela biri çiğ köfte tarifi veriyor ve şöyle diyordu; “Bu normale...”

Yani Latince taklidiyle konuşur gibi mi; kavunius, patatesius gibi?
Evet. Ardına bir “e” ekleyerek bunun Kürtçe olduğu söyleniyor.

Ama işte bu, sorunu hafifsemek değil mi? Yani “bir kanal açtım, içine de iki program koydum” demek...
TRT Şeş gerçekten çok büyük bir adım. Tansiyonu indiren, insanlar arasındaki iletişimi normalleştiren bir süreç. Fakat TRT Şeş’i izlenir olmaktan çıkarmamak gerek. Bu Türkiye için en büyük ihanet olur.

Rojin’in “baskı gördüm” diyerek istifa etmesini nasıl buluyorsunuz?
Doğru bulmuyorum. Bir kere Rojin’i dinlemek gerek. Sonra yerine getirilecek program yerini doldurabildi mi? Bakın, Güneydoğu’da seçim döneminde şunu gördüm: Her evde bir çanak anten var. Bunların çoğu Türksat’a dönmüştü. Eğer bunlar, Türksat’tan başka yöne dönerse bir daha çevirebilmeniz mümkün olmaz. (Editörün notu: Bir dönem Güneydoğu’daki antenler Roj TV’ye göre ayarlanıyodu.) O zaman devlete inanç kalkar. TRT Şeş’i yönetenlerin üzerinde büyük vebal var. Orada çok kaliteli, tarafsız, insanları tatmin eden programlar koymak zorundalar. Yoksa oradaki yöneticilerin keyfine göre sınırlamalar, yasaklar koyarak, kafalarında yarattıkları bir dünyanın etrafında bir TRT Şeş yaşatmaya çalışırlarsa ve o çanak antenler diğer tarafa dönerse, dünyanın en güzel programlarını da yapsalar bir daha döndüremezler. Büyük vebal altındalar. Öyle “Normale” diyerek, o insanlar orayı seyretmez. Ben TRT Şeş seyrediyordum, ben de seyretmemeye başladım. Çünkü o programı yöneten Kürtçe de Türkçe de bilmiyor.

G. Doğu insanı samimiyet mi istiyor?
Tabii çünkü bunca zaman aldatılmış. Sözler verilmiş ama aldatılmış.

Son seçimde oyların kaybedilmesinin sebebi biraz da bu muydu. Samimi olalım, şimdi, “Diyarbakır’ı istiyoruz” sözü mesela... Diyarbakır zaten buraya ait değil mi?
Hayır. Ben Edirne’yi de istiyorum. Orada da kazanmak istiyorum, Hakkari’de de. Hepsi Türkiye’nin bir parçası. Hiçbir yeri fethedecek durumda da değilim. Benim ülkemde fethedilecek bir alan yok!

Güneydoğu ile ilgili ağzınızdan çıkanı kulağınız duymalı!

Burası hepimizin ülkesi...

Tabii ki! Ama siyasi parti olarak oradan milletvekili çıkarmak, belediye başkanlığını kazanmak da isterim, hizmet götürebilmek için. Ama olur, ama olmaz, o ayrı bir mesele. Şimdi söylemlere çok dikkat etmek lazım. Ağzınızdan çıkanı kulağınızın duyması lazım. Bölgenin hassasiyetlerini bilmeyenlerin de fazla konuşmaması lazım. Her bölgenin kendine has hassasiyetleri vardır. İç Anadolu’nun kendine has, Trakya’nın kendine has hassasiyetleri vardır.

Başbakan’ın bunda hatası mı oldu?
Ben Başbakan’ın hiçbir hatasını görmedim. Başbakan’ın dışındaki arkadaşların bazı hataları oldu.

Kurmay çevresini, danışmanlarını mı kastediyorsunuz?
İsim söylemem gerekmiyor. Ama yanlış ifadeler oldu. Bunlar yanlış yorumlandı, yanlış şekilde intikal etti. O bölge, kendini aldatılmış hissediyor. O bölgenin insanı fazla bir şey istemiyor. İnsan olarak kabul edilmek istiyor, o kadar. Ne yol istiyor, ne su... Bir Türk vatandaşına nasıl davranılıyorsa kendisine de o şekilde davranılmasını hissediyor.

Davranılmıyor mu?
Herhalde... Davranılsa Diyarbakır’ın 1200 köyünün 650’si susuz olmazdı, 21. asırda. Sizin isminizi zorla değiştirmişler. Ankara’da biri oturacak, Adıyaman’ın bilmem ne köyünün bilmen ne mezrasının ismi dedesine soyadı olarak verilecek, böyle saçma şey olur mu?

DTP Iğdır milletvekili Pervin Buldan’ın “29 Mart seçimleri ile Kürdistan’ın sınırlarını belirledik” sözünü nasıl yorumluyorsunuz?
Valla ben onları fazla ciddiye almıyorum.

Halk DTP’den desteğini çeker

İstifadan önce DTP’li milletvekilleri ile görüşmüştünüz..

Onlar arkadaşım. Üniversitede Ahmet Türk’le dört sene okudum. CHP’den de arkadaşlarım var. Ama Türkiye’de bir DTP’li ile yemek yemek olay oluyor. Ben MHP’li ile de yemek yerim, ne var bunda.

DTP’yi nasıl buluyorsunuz?
DTP diye bir parti yok. Çünkü parti belli bir fikrin etrafında toplanan insanları ifade eder. DTP’de ise pek çok ideal ve fikir var. Orada milletvekili sayısı kadar yani 20 parti var. Mesela Ahmet Türk provake eden konuşma yapmaz. Ama bazen de milletvekilleri çıkar, verdiğiniz örnekteki gibi konuşur. Ama orada yaşayanların aynı fikirde olduğunu da sanmıyorum. Onlar son seçimde belli yerlerde belediye almalarını, düşüncelerinin tastiki sanıyorlar. Ama görecekler ki, yanlış yapıyorlar. O halk verdiği desteği çeker. Siirt’te, Van’da çekmişti. Diyarbakır’da, Van’da da da çeker.

Yani DTP’de politika yapmazsınız.
Hayır, politika yok orada!

İddiaları çürüttüm ama görülmedi

Geçim kaynağınız ne?

Mersin’de dedemden, babamdan kalan arazilerde narenciye yetiştiriyorum. İhracatıyla da uğraştım ama başarılı olduğum söylenemez. Adıyaman milletvekili seçilince de tüm ticari faaliyetlerimi iptal ettim.

Ama Kılıçdaroğlu düelloda farklı iddialarda bulundu...
Ne yazık ki o program objektif seyredilmedi. Amigoluk yapıldı. Bu da kötü çünkü iki kişi haklı olamaz. İddiaları mahkeme kararıyla çürüttüm. Ama basın görmezden geldi. Dava açtım, sürüyor.

Kılıçdaroğlu için Gandhi deniyor.
Belli bir kesim kahraman yaratma sevdasında. Yoksa her şeye karşı olmak, dürüstlük değildir. Küçük çocuğunuzu sigortaya kaydettiriyorsanız, bu ne kadar dürüstlükle bağdaşır?

Ama orada eroin söz konusuydu?
Avukatın cevabını söyleyeyim; “Müvekkilim ‘MENAS’ın aracından eroin çıktı’ demedi; Yükünü taşıyan araçta eroin çıktı, dedi” diyor. Yani A gazete patronu kağıt ithal ederken, bunu taşıyan TIR’da kokain bulunsa. Kimi suçlarsınız? Onu getireni mi, yoksa medya patronunu mu?

Kimsenin padişahlık istediğini sanmam

New York Times’e “Atatürk devrimleri travma yarattı” demiştiniz...

Her devrim sarsıcıdır, travma yaratır. Özelliği budur. Bu Fransız Devrimi için de geçerlidir.

Ama sözleriniz Cumhuriyet’i kötüleme olarak algılandı.
Bu kötülemek değil. Türkiye’de bir defa devrim yaşanmıştır; bu da Cumhuriyet’in kuruluşudur.

Siz devrimciliğe inanır mısınız?
Devrimciliğe inanıp inanmamak diye bir şey yok, devrim devrimdir. Rus İhtilali de devrimdir. Tabii ki devrimler sarsıcıdır ve birçok ölümün, hukukun pek uygulanmadığı dönemleri olur. Türkiye’de de olmak zorundaydı, oldu. Bugün “Cumhuriyet’i değil Türkiye’nin ne kadar demokrat olduğunu” tartışıyorsak da oturmuştur. Cumhuriyet üzerinde ihtilaf yok, kimsenin padişahlığı istediğine rastlamadım.

Padişahlık beklentisi yok mu?
Sanmam. Bunu en çok iddia edecek olan Osmanlılar’dır ama onlar da buraya gelmiyor bile.”

Kabine değişikliği beni ırgalamıyor

Sizin istifanız ve Abdülkadir Aksu’nun göreve getirilmesi üzerine dendi ki; “AKP Kürt meselesinde artık daha devletçi bir çizgi izleyecek.” AKP, Aksu ile Kürt meselesinde muhafazakar sizinle de radikal politika mı izliyor?

Değil. Abdülkadir Bey değerli bir siyasetçi. Önemli görevlerde yer aldı. İkimiz de AK Parti şemsiyesi altındayız. Benim orada olmam veya Abdülkadir Bey’in olmaması AK Parti’nin Kürt politikasında fazla değişiklik yapmaz.

Yani bir kart değişimi söz konusu değil?
Hayır, böyle bir şey olmaz. Bizim bir zorlamamız olmaz. Ben yine AK Parti’nin içindeyim.

Kabine değişikliğinde var mısınız?

Aklımın ucundan bile geçmiyor, beni ırgalamıyor. Başbakan’ın kanaatidir.

FP’den cumhurbaşkanı adayı olmuştunuz...
Kimse cesaret edememişti. Ben ettim. Ama “seçilebilecek biri çıkarsa vazgeçerim” demiştim.

Seçilmek ister miydiniz?
Herkes ister. Ama mutlaka olayım diye hırsım olmadı. Bunu kariyerde tepe noktası görmüyorum. Siyasetin tepesi cumhurbaşkanlığı değildir. O bir şanstır, kısmettir.

 

Buket AŞÇI'nın röportajı



 

Samsat Kaymakamı Görevine Başladı

17/09/2008
Giresun ili Yağlıdere ilçesinden atanan Samsat Kaymakamı Dilsiz yaptığı açıklamada, “İnsanlığın doğuşundan bu güne kadar çeşitli medeniyetlere beşiklik etmiş  
 
Adıyaman’ın Samsat ilçesine atanan Kaymakam Ahmet Dilsiz göreve başladı.
            Hükümet Konağı girişinde Kamu kurum ve kuruluş amirleri tarafından karşılanan Kaymakam Dilsiz makamında tebrikleri kabul etti.
            Giresun ili Yağlıdere ilçesinden atanan Samsat Kaymakamı Dilsiz yaptığı açıklamada, “İnsanlığın doğuşundan bu güne kadar çeşitli medeniyetlere beşiklik etmiş, tarihin yazıldığı topraklarda Kaymakam olarak görev yapacak olmaktan büyük mutluluk ve gurur duyuyorum.” dedi

  Görev yaptığı süre içerisinde Şeyh Edebali’ nin Osman Gazi’ye yaptığı “İnsanı yaşat ki, Devlet yaşasın” vasiyeti doğrultusunda bir yönetim anlayışı içerisinde olacağını belirten Kaymakam Dilsiz “İnsanımızın daha iyi standartlarda yaşayabilmesi ve mevcut sıkıntılarının en aza indirilmesini sağlayacak her türlü çalışma ve gayretin içerisinde, onların dertleriyle dertlenen bir anlayış çerçevesinde, bütün mesai arkadaşlarımın fikirlerini önemseyerek, sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcilerinin katılımını sağlayan bir idarecilik anlayışı ile yolumuza devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.

Kaymakam Ahmet Dilsiz’in Özgeçmişi  1979 yılında Kırıkkale'de doğdu. İlk, Orta ve Lise Öğrenimini Kırıkkale'de tamamladı. 2002 Mart ayında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun odu.  28 Temmuz 2004 Çorum Kaymakam Adayı olarak Mülki İdare Amirliği mesleğine başladı. Eskişehir Beylikova, Kırıkkale Karakeçili ilçelerinde Kaymakam Vekilliği görevlerinde bulundu. 9 ay süre ile Fransa'da Dil Eğitimi aldı. Mart 2007'de 91. Dönem Kaymakamlık Kursunu tamamlayarak Giresun Yağlıdere Kaymakamlığına atandı.  Son kararname ile Samsat ilçesine atanan ve 15.09.2008 tarihinde Samsat Kaymakamı olarak göreve başlayan Kaymakam Ahmet Dilsiz evli ve 2 çocuk babasıdır.

 

KAHTA BELEDİYE BAŞKANI, BELEDİYE ÇALIŞANLARINA HİZMET İŞ SENDİKASIYLA BİRLİKTE İFTAR YEMEĞİ VERDİ

 

Kahta İlçesi Belediye Başkanı Abdurrahman Toprak, Adıyaman Hizmet İş Sendikasıyla birlikte belediye çalışanlarına iftar yemeği verdi. Kahta Belediye Başkanı Abdurrahman Toprak, Adıyaman Hizmet İş Sendikası Başkanı Mahmut Doğan ve Hizmet İş Sendikası Yönetim Kurulu Üyeleri, Belediye Başkan Yardımcıları Mehmet Karaman, Nusret Tuncel, belediye meclis üyeleri, mahalle muhtarları ve belediyenin tüm çalışanları katıldı. Çalışanların tüm sosyal haklarının Hizmet İş Sendikası ve Belediye Başkanlığı ile birlikte korunacağını belirten Sendika Başkanı Mahmut Doğan hiçbir çalışanın hiçbir zaman mağdur edilmeyeceğini söyledi. Belediye Başkanı Abdurrahman Toprak ise "Ramazan, birlik ve beraberliğin, hoşgörünün üst noktaya çıktığı bir mübarek aydır. Ramazan ayı gelince bütün kötülükler unutuluyor, iyilikler ön plana çıkıyor. Bu manada birlik ve beraberliğe vesile oluyor. İlerleyen günlerin, Kahta'ya, sizlere, ülkemize ve İslam alemine güzellikler getirmesini diliyorum" dedi. Daha sonra Belediye çalışanları ile hatıra fotoğrafı çektirildi.  

17/09/2008

İftarda anne cinneti

 

ADIYAMAN (İHA)
Adıyaman'da cinnet getiren kadın, 2 çocuğunu rehin aldı. Kahta İlçesi'ndeki olayda, kocası M.E. ile iftar saatinde tartışan S.E. isimli kadın, evi ateşe verdi. Neye uğradıklarını anlayamayan çocuklar, korku dolu gözlerle kurtarılmayı beklerken yangın, olay yerine çağrılan itfaiye tarafından söndürüldü. Polis tarafından uzun süre ikna edilmeye çalışılan kadın, Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Dumandan zehirlenen ve korkuya kapılan çocuklar ise hastanede gözlem altına alındı.

15.09.2008

KAHTA KUBİLAY İLKÖĞRETİM BİNASINA 2 MİLYON YTL ÖDENEK

Ak Parti Adıyaman Milletvekili Ahmet Adın, Kahta Kubilay İlköğretim Okulu binasının yapımı için 2 milyon YTL ödenek ayrıldığını açıkladı.

 Ak Parti Adıyaman Milletvekili  Ahmet Adın yaptığı yazılı açıklamada, 2 bin 500 öğrenci kapasiteli Kahta Kubilay İlköğretim Okulu'nun yeniden yapılması için yatırım programına alındığını ve bu kapsamda 2 milyon YTL ödenek ayrıldığını kaydetti. Aydın, " Kubilay İlköğretim Okulu'nun yeniden inşası için Milli Eğitim Bakanlığımızca 2 milyon YTL kaynak aktarıldı.Çok daha modern bir ilköğretim binasıyla ilçemize ve öğrencilerimize hizmet verecek olan yeni binayla Kahta'da eğitim alanında çok daha verimli sonuçlar alacağımız kaçınılmazdır" dedi. 13/09/2008 admin

EMNİYET TEŞKİLATI İFTAR YEMEĞİNDE BİRARAYA GELDİ



  Kahta ilçesi Emniyet Müdürü Yusuf Saygılı, göreve yeni başlayan İlçe Kaymakamı Coşkun Açık ve İl Emniyet Müdürü Mustafa Sağlam'ın onuruna iftar yemeği verdi.

Kahta İlçe Emniyet Müdürlüğü bahçesinde düzenlenen iftar yemeğine Kahta Kaymakamı Coşkun Açık, Adıyaman İl Emniyet Müdürü Mustafa Sağlam, İl Emniyet Müdür Yardımcıları, Kahta İlçe Emniyet Müdürü Yusuf Saygılı, Büro Amirleri ve göreve yeni başlayan Polis memurları ile aileleri katıldı.
Emniyet Müdürü Mustafa Sağlam, "İftar yemeği nedeniyle göreve yeni başlayan teşkilat mensuplarıyla birbirimizi tanıma fırsatı bulduk, bu nedenle İlçe Emniyet Müdürümüze ve tüm personeline teşekkür ediyorum" dedi.

Gece gündüz özveriyle çalışan emniyet mensuplarıyla zaman zaman bu tür sosyal aktivitelerde bulunduklarını dile getiren Kahta İlçe Emniyet Müdürü Yusuf Saygılı, Toplum Destekli Polislik hizmetleri sayesinde İlçemizde son zamanlarda yapmış olduğumuz asayiş uygulamaları sonucunda suç gerçekleşmeden, suç unsuru oluşturacak konular üzerinde köklü çalışmalar yapıyoruz. Böylelikle suç işlenmeden suçu engellemiş oluyoruz. Yaptığımız çalışmalar sonucu, İlçemizde suç oranlarında büyük bir düşüş gerçekleşmiştir" diye konuştu.

Öte yanda İl Emniyet Müdürü Mustafa Sağlam göreve yeni başlayan Polis memurlarına bölgenin önemli hassasiyetleri konularında çeşitli açıklamalarda bulundu.
 
admin

  12/09/2008

FINDIK İŞÇİLERİ KAZA YAPTI: 5 ÖLÜ

Mersin’in Tarsus ilçesinde fındık işçilerini taşıyan otomobilin kamyona çarpması sonucu 4 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi yaralandı. Ölenlerin kimlikleri...

 

Sabah saatlerinde Pozantı’dan Tarsus istikametine giden Mustafa Evren(53, Kahta Adıyaman) yönetimindeki 33 NCF 09 plakalı otomobil, Pozantı-Tarsus TEM Otoyolu’nun Damlama mevkisinde Yılmaz Uygun’un(40) kullandığı 24 EC 075 plakalı kamyona aşırı sürat ve dikkatsizlik nedeniyle arkadan çarptı.

Kazada, hurdaya dönen otomobilin sürücüsü Mustafa Evren, eşi Hazal Evren, Nihal Bozan(16, Karacaören Köyü Kahta/Adıyaman) ve Özlem Evrem hayatını kaybederken Neslihan Bozan (Karacaören Köyü Kahta/Adıyaman)  ağır yaralandı.

Yaralı Neslihan Bozan Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’nde tedavi altına alındı.

Kazayla ilgili soruşturmanın devam ettiği bildirildi.08/09/2008

kaynak: zaman gazetesi

Ağır yaralı Neslihan Bozan Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’nde tedaviye cevap veremedi.Bu gün akşam saatlerinde vefat etti.

10/09/2008 admin

 KAHTA’DA 2008-2009 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI

Kahta İlçesinde,  2008-2009 eğitim-öğretim yılı sebebiyle Şehit Abdurrahman Doğan İlköğretim Okulu'nda bir tören düzenlendi.

Göreve yeni başlayan Kahta Kaymakamı Coşkun Açık, 2008-2009 eğitim-öğretim yılının başlaması nedeniyle Şehit Abdurrahman Doğan İlköğretim okuluna giderek burada öğrencileri ve öğretmenleri ilk günlerinde yalnız bırakmadı.

2008-2009 eğitim-öğretim yılı’nın açılış töreninde bir konuşma yapan Kahta Kaymakamı Coşkun Açık, çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğini şekillendiren eğitim sürecinin sadece fertlerin değil toplum olarak ülkemizin geleceği için de büyük önem taşıdığını söyledi.

Tören sonrasında öğretmenler odasında idarecilere ve öğretmenlerle görüşen Kaymakam Coşkun Açık, “Kahta İçin yeni bir milat başlamıştır. Geçmiş yıllara göre biraz daha fazla çalışmalıyız. Buna mecburuz. Bu nedenle sizlerin özel gayretleriyle birçok şeyi aşacağız. Eğitim ve öğretimde tempo, seviye ve kalite her geçen gün yükseliyor.Bizde bunu tam bir isabetle yakalayacağız ”dedi.

Kamu görevlilerinin hizmet etmek için göreve talip olduğu belirten Kaymakam Coşkun Açık “Biz vatandaşlarımıza hizmet etmek için bu görevlere talip olduk. Sizler en kutsal görevi yapıyorsunuz. İnsan yetiştirmek kadar kutsal bir meslek yok” diye konuştu.
 

AHMET AYDIN IN HASTANEMİZ ZİYARETİ
Kahta’da gezi ve incelemelerini sürdüren AK Parti Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahta Devlet Hastanesini ziyaret ederek, Başhekim Dr. İlyas Öner’den çalışmalar hakkında bilgi aldı. Kahta’da incelemelerde bulunan Milletvekili Ahmet Aydın, beraberinde AK Parti Kahta İlçe Başkanı Yusuf Turanlı ile birlikte, Kahta Devlet Hastanesini de ziyaret ederek, Başhekim Dr. İlyas Öner’den bilgi aldı. Kahta Devlet Hastanesi’nde kendisinin de bir süre çalıştığını ifade eden Aydın, “Bizim dönemdeki hastane işle bu günkü hastane arasında bir hayli gelişmişlik farkı var. Kahta Devlet Hastanesi modern şartlarda sağlık hizmeti veriyor. Hastanemizin daha da gelişmesi için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Kahta’da yapımına başlanan ve yakın bir zamanda faaliyete geçecek olan 150 yataklı devlet hastanesi ile birlikte Kahta’da sağlık alanında hiçbir sorun kalmayacaktır. Bu hastanemizin faaliyete girmesi ile birlikte şu anda mevcut olan hastanemiz de Kadın Doğun ve Çocuk Hastanesine dönüştürülecek. Tabi Hastane Baştabibimiz Dr. İlyas Öner’in çaba ve gayretlerini de takdir ediyoruz. Çok başarılı bir şekilde hastaneyi yönetmekte ve gecesini gündüzüne katmaktadır. Böylesine başarılı bir başhekimle çalışmaktan da çok mutluyuz.” şeklinde konuştu.
Milletvekilin ziyaretinde büyük memnunluk duyduklarını ifade eden Kahta Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. İlyas Öner, milletvekillerinden her zaman büyük destek gördüklerini ifade etti. Öner, “Hastanemizde yaptıklarımız iyileştirme çalışmaları neticesinde, hizmette yüksek bir kaliteyi yakaladık. Artık dışarıya sevk işlemleri bir hayli azaldı. Vatandaşlarımız modern şartlarda sağlık hizmetleri alabiliyor. Bu konuda siyasetçilerimizin de büyük destekleri var. Kendilerine bu katkılardan dolayı teşekkür ederim” dedi. 08/09/2008 admin
 

KERGE 

Her yıl yapılan ve ticaret değil de Kahta halkının genelde kendi ihtiyaçları için yaptığı Kerge bu yıl zamanından önce yapılıyor. Her yıl 20 ağostos ile 20 eylül arasında yapılan üzüm basma işlemi Ramazan ayının denk gelmesi, aşırı hava sıcakları gibi nedenlerle zamanından önce yapılıyor.Kahtalı çiftçiler bu sene oluşan kuraklığın üzümlere de yansıdığını, geçen seneye nazaran %90’lük bir verim kaybının olduğuna dikkat edilmesi gerektiğini bildirdiler. Kahta’da bu yıl yapılan Kergenin dikkat çeken bir başka yönü de; Pestil, Kesme, (ceviz, badem,incirden yapılan)Sucuk ve Pıloğ’un ( Un, pekmez ve susamla yapılan içine tereyağının kızartılarak yaydırıldığı yöresel bir yemek)yerine sade Pekmezin tercih edilmesi bu alanda tek bir gıda maddesinin üzerinde durulmasının sebebi; Yapılışının diğer ürünlere göre basit oluşu, üzümdeki verimin bu sene beklenenin altında olması, hava sıcakları ve oruç ayının başlaması olarak gösteriliyor.

Kerge: pekmez,pestil,kesme,(ceviz,badem ve incirden yapılan) sucuk gibi üzüm suyundan elde edilen gıda maddelerinin yapım aşamasına verilen addır.05/09/2008   admin

Haber:  Adıyaman, 5.1 Büyüklüğünde Depremle Sarsıldı

Adıyaman'da 5.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırmaları

Enstitüsü'nden alınan bilgiye göre, merkez üssü Adıyaman'ın Samsat

ilçesi olan, 5.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Saat 05.22

sularında meyana gelen deprem, çevre il ve ilçelerde de hissedildi.

 Adıyamanlılar, deprem sırasında evlerini terk edip sokağa çıktı.

 Depremde, şu ana kadar alınan bilgilere göre herhangi bir can

 kaybı ya da yaralanmaya yaşanmadı. (CİHAN)  
 

Kahta İmam Hatip Mezunları ve Mensupları Derneği -KİMDER Kuruldu

 

Kahta İmam Hatip Mezunları yeniden  bir araya geldi. Kahta İmam Hatip Lisesi

 bahçesinde yapılan etkinliğe yüzlerce kişi katıldı. Tüm mezunlar bir araya geldi.

Kahta İmam Hatip Mezunları ve Mensupları Derneği -KİMDER- altında birleşen

 mezunlar, dernek başkanlığına Sebahattin Karakayalı'yı seçtiler.



Kahta İmam Hatip Mezunları günü slayt gösterisi, çeşitli konuşmalar ve

yemek faslından sonra sona erdi.  27/08/2008
 admin

 

 

FINDIK İŞÇİLERİNE İNSANLIK DIŞI MUAMELE RAPORLANDI

Doğu ve Güneydoğu'dan kalkıp her yıl fındık toplama işinde çalışmak için Rize ve Giresun'a gİden işçi ailelerle ilgili sorun İnsan Hakları Derneği'nin (İHD) raporuna konu oldu. Valiliklerin aldığı karar uyarınca eskiden çadır kurarak konakladıkları bölgelerden polis ve jandarma tarafından uzaklaştırılan ailelerin açlık, uykusuzluk, susuzluk ve pislik içindeki hallerini ele alan rapor, güvenlik nedeniyle bir takım tedbirleri uygulamaya sokan devlet yetkililerini vatandaşlara alternatif çözüm sunmamak ve yaşananlara seyirci kalmakla suçluyor.

İHD Genel Sekreteri Sevim Salihoğlu başkanlığındaki İHD heyeti 7 ve 8 Ağustos tarihlerinde Ordu, 14 Ağustos'ta Giresun'da yaptığı incelemelerde şehir dışından gelen pek çok fındık işçisiyle görüştü. Heyet ayrıca Ordu İnsan Haklarından Sorumlu Vali Yardımcısı Adem Yılmaz'la da bir araya geldi. Yılmaz'ın "Bana sormadan kalkıp buraya gelen insanlara ben yardım etmek zorunda değilim, yardım da etmem" dediğini rapor eden heyet, Vali Yardımcısı'nın kamp yerlerine hiç gitmediğini ifade ettiğini kaydetti. Heyet gittikleri illerde yerel yöneticilerin "yerinde yok" mesajı göndererek kendileriyle görüşmekten kaçındığını da not düştü.


16/08/2008
admin
 

    

 
  Bugün 1 ziyaretçikişi burdaydı! Her hakkı saklıdır polat copyright 2008  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=